![]() |
|||||
Anasayfa | Hoşgeldiniz | Hakkımızda | Dernek Organları | Forum | Etkinlikler | Albüm | Basın Bildirileri | Belgeler | Bağlantılar | Bize Ulaşın |
|||||
|
Kıbrıs’ın kuzeyinde bir kez daha milletvekili erken seçimi gündemde. Kıbrıs sorununa çözüm bulmak hedefiyle iki toplum adına yapılan toplumlararası görüşmeler, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonu çerçevesinde belki de ellinci kez yeniden başladı ve devam ediyor. Henüz ufukta çözüm umudu görünmüyor. KKTC Cumhurbaşkanı Talat, “Türkiye otur derse oturur, kalk derse kalkarım” diyor ve ekliyor, “Türkiye politikaları ile örtüşmeyen hiç kimse Kıbrıs’ta seçim kazanamaz”. Geçmiş süreçler göstermiştir ki, seçim kazanmış olmak da zaten kuzey Kıbrıs’ta iktidar olmaya hiç yetmiyor. “Kıbrıs sorununu biz çözeriz” sloğanı ile kendini umut olarak pazarlayan ve otuz yıldan fazla bir süre yüzde onlar civarında oy oranı ile muhalefette bekleyen bir siyasi parti, meydanlarda esen fırtına neticesinde kuzey Kıbrıs’ta beş yıldan fazla bir süredir hükümet ediyor. Halk arasında sıkca kullanılan bir tabir de yine dillerde dolaşıyor, “gelen gideni aratıyor”. Annan Planı ile ortaya çıkan siyasi çözüm umutları, 2004 sonrasında kuzey Kıbrıs’ta tasarlanmamış, kontrolsüz bir ekonomik canlılığa neden olmuştu. Ayni zaman diliminde Dünya Bankası raporu, Kamu Reformu gibi ekeonomik altyapının iyileştrilmesi yönünde yapılan detaylı çalışmalar da hükümete sunulmuştu. Tüm bunlara rağmen, ne yapısal reformlar gerçekleşti ne de Kıbrıs sorununun çözümü yönünde umut vadeden adımlar atıldı. Şimdi artık ekonomik hareketlilik yerini ekonomik çöküşe terketti. Çözüm yönünde verilen onca sözlere rağmen bu sefer neredeyse umutlar da tüketildi. Şimdi başladığımız noktaya geri döndük. Oy için seçim meydanlarında söylenen, sözleri yerine getirmek gibi bir alışkanlık nasılsa hiç olmadı bu toprak parçasında. Şimdilerde hükümet edenlerle geçmiştekiler arasında ayırt edici farklılığın olmadığı ortaya çıktı. Hala seçimlere beş kala rüşvet dağıtılıyor. Yüzde yüz oranlarında gerçekleşen zamlardan yüzde iki indirim yapılarak oy isteniyor. Kendi iç ekonomik krizleri ile boğuşurken, kuzey Kıbrıs ekonomisini bir de global kriz vurdu. “Biz dünyadan kopuğuz, kriz bize ulaşamaz” argümanları devam ederken hükümet bütçesindeki delikler büyütüldü, sonunda emeklilerin ve devlet çalışanlarının maaşları gününde ödenemedi ve şimdilik on günlük gecikme ile gerçekleşti. Yaklaşan yerel seçim çalışmaları ve kendi yapısal ve ekonomik sorunlarıyla boğuşan Türkiye hükümeti de anlaşılan artık maaşlar için para vermiyor. Durum vahim!! Hükümet, uzun süre varlığını dahi kabul etmediği ekonomik krize karşı arka arkaya paketler açıklamaya başladı. Açıklanan “önlemler” belli ki ekonomik akıl gereği değil de seçime kadar, seçim rüşveti gibi. Nasıl olsa seçim tarihi telafuz edildi ya, siyasi partiler bir kez daha sıraya girdi, Ankara’ya seyahatler sıklaştı, “acaba Ankara kimi işaret edecek?” sorusuna yanıt aranıyor. Uluslararası hukukun, Mahkeme kararlarının ve Birleşmiş Milletler düzeninin gereğini yerine getirmeyen bir Ankara’nın kontrolü altında kimlerin “milletin vekilliğine” seçileceği pek de fazla bir önem taşımıyor. Haksızlık etmemek gerekiyor, aslında çok önemli! Paylaşımı farkettiriyor; ortak bütçenin ve devlet olanaklarının kimler arasında ve nasıl pay edileceğini fark ettiriyor. Bu küçücük ve tanınmamış devletin, kuzeyde sahipsiz kalan dünya kadar mülkü ve mali yapıyı kontrol ettiği düşünüldüğünde, çalışanına maaşlarını ay sonunda ödeme kabiliyeti olmasa dahi o koltuklar hep cazip gelmiştir. Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan ve Parlamento’nun yarısı ayni siyasi partiden ve hukuken bir yıldan fazla bir süre daha iktidarda kalma şansları var ama şimdi erken seçim istiyorlar. Kimse, 2010 da zamanında yapılacak seçimlere kadar aleyhlerine güvensizlik önergesi dahi veremezken ve “2009 Haziranında, her halükarda yıl sonundan önce Kıbrıs sorununu çözer ve referanduma gideriz” diyen siyasi parti, Kıbrıs sorununu çözeceği yerde erken seçim tarihini açıklıyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu dedirttiriyor insana! Belki de parti içinde kimin iktidar olacağı kavgası vardır!? Bizim anladığımız, seçimin erkene alınma nedenleri daha fazla sahsi çıkarlar ve partisel rant kaygıları. Ancak, beraberinde bir mesaj daha veriliyor ki bu Kıbrıslı Türkler açısından vahim sonuçlar doğuracak; “yakında çözüm yok, ekonomik krize karşı alınacak önlem de yok, Türkiye karıştı, ordan da gelecek mali imkanlar kısıtlı, herkes başının çaresine baksın”. Hükümetin büyük ortağı kurtuluşu erken seçimde bulacağının hesaplarını yaptı. “Geri al allahım emanetini” misali, bu ateş topunu başkalarının kucağına atmaya mı çalışacak? Yakında Orams davası da neticeye bağlanıyor ve kimse oralarda bulunmak istemiyecek. Veya, “Çözüm için tek alternatif benim.” diyerek çözümsüzlüğe yaptıkları katkıyı da gizlemeyi ve daha fazla yıpranmdan yeniden seçilmeyi umut ediyorlar. Kıbrıslı Türklerin iradelerinin edilgen olduğu bu ortamda özgür iradeli politikacıların başarılı olması mümkün değildir. Kıbrıslı Türklerin toplumsal varlığını sürdürebilmesi, siyasi iradeyi ele geçirmeleri ile mümkündür. Siyasi iradeyi ele geçirebilmenin tek yolu da Kıbrıs sorununun çözümünden geçer. Kıbrıslı Türkler açısından 2009 ve sonrası zor geçecek, hem de eskisinden de zor.Ali Erel – Baskan – Kibris AB Dernegi |
|
2006 © Copyright Cyprus EU Association Powered by QuickWASP Limited |