|
Kıbrıs sorununun çözümünü zorlaştıran tezlere rağbet edilmemelidir.
Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunması için 3 Eylül 2008 tarihinde iki toplum lideri arasında görüşmeler başlıyor. İki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı federal bir çözüm konusunda taraflar hemfikirdir. Buna rağmen anlaşma sonrasındaki federal devletin bakir doğum şeklinde mi yoksa Kıbrıs Cumhuriyeti’nin federal bir yapıya dönüşmesi ile mi oluşacağı tartışılmaya devam ediyor. Önce KKTC 24 saatliğine tanınsın sonra iki devlet federasyon kursun diyenler olduğu gibi, federasyonu iki toplum oluşturmalıdır görüşleri de savunulmaktadır.
Anlaşma iki devlet arasında değil iki toplum arasında yapılacaktır.
Bilindiği gibi BM şemsiyesi altında yürütülmekte olan görüşmelere Sn. Talat ve Sn. Hristofyas iki devletin Cumhurbaşkanları olarak değil, iki toplumun liderleri olarak katılmaktadırlar. Kıbrısta tanınmış iki ayrı devlet olmadığına göre varılacak anlaşma iki devlet arasında değil iki toplum arasında yapılacaktır. Kıbrıs’ta bulunacak çözüm modeli güvenlik konseyi kararlarında belirtildiği gibi ”tek egemenliği, tek uluslararası kimliği ve tek vatandaşlığı olan bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü güvence altına alınmış, siyasi eşit iki toplumun oluşturacağı, iki bölgeli iki toplumlu federal bir Kıbrıs devleti temelinde olmalıdır ve böyle bir çözüm, herhangi başka bir ülke ile tamamen veya bir kısmının birleşmesini veya taksimini veya ayrılmanın herhangi bir şeklini dışlamalıdır.” Her iki lider federal çözümün ilgili G.Konseyi kararlarına uygun olarak gerçekleşeceği konusunda 8 Temmuz 2006 belgesine imza koyduklarına göre çözüm yukarıda belirtildiği şekilde ve devletler arasında değil, toplumlar arasında gerçekleşecektir.
BM üyesi devletlerin KKTC’ yi tanımaları mümkün değildir.
KKTC’nin tanınmayacağına dair birçok BM konsey kararı vardır. Bu nedenle KKTC’ nin 24 saatliğine dahi olsa tanınmasını içeren çözüm senaryoları abes ile iştigaldir.
Bakir doğum hem mümkün değil hem de gerekli değil.
Bilindiği gibi 1960’da Kıbrıs Cumhuriyetinde iki toplum kurucu ortaktı ancak ortak cumhuriyet 1963’de Kıbrıs Rum toplumunun kontrolüne geçmişti. (Kıbrıs Türk toplumu devlet organlarından çekildi mi yoksa atıldı mı konusu detaylı incelenmelidir.) Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasının Kıbrıslı Türklerin hakları ile ilgili hiçbir maddesi değiştirilememiştir. Yapılacak anlaşma ile Kıbrıs Cumhuriyetinin ortadan kaldırılıp bakir doğumla yeni bir devletin oluşması yeniden BM ve AB üyelik sürecinin başlaması gibi ciddi sorunlar yaratabilir. Bakir doğum konusunda ısrar anlamsızdır. Yapılacak anlaşma ile her iki toplumun kurucu ortak olduğu ve gerek BM gerekse AB üyesi bu tanınmış devlet, yönetim şeklini yine siyasi eşitliği koruyarak iki bölgeli iki toplumlu federal bir modele dönüştürecektir ve bu her iki toplumun çıkarınadır.
Protokol 10, AB temel hukukudur ve bakir doğumu imkansız kılmaktadır.
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB üyeliği onaylanırken, Kıbrıs’da çözüm halinde AB’nin alacağı tavır protokol 10 da açıkça ortaya konulmuştur. Buna göre Kıbrıs adasının tümünün Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ve AB’nin toprağı olduğu, ayrıca Kıbrıs Türk toplumu bireylerinin de Kıbrıs Cumhuriyeti ve AB vatandaşları olduğu tesbitleri yapılmıştır. Çözüm olması halinde Kıbrıslı Türklerle ilgili düzenlemeler ve yapılan anlaşma AB Konseyi’nin onayı ile kabul edilecektir. Yani İki toplum Kıbrıs Cumhuriyetinin yönetim şeklini iki bölgeli iki toplumlu federal yapıya dönüştürmesi halinde AB de bu kararı onaylayacaktır. Protokol 10 AB temel hukukunun bir parçasıdır. İmza koyan Kıbrıs Cumhuriyeti bakir doğum konusunu redderek Protokol 10’a göre hareket edilmesi konusunda ısrarlı olduğuna göre bakir doğumu AB’nin kabulü de imkansızdır.
Erken çözüm için Türkiye’deki karar vericilerin tavırları çok önemlidir.
Türkiye’de birçok konuda devlet içerisinde etkin güç odakları arasındaki sürtüşmeler bilinmektedir. Bu güç odaklarının bir kısmı, Kıbrıs sorununun çözümünü Türkiye’nin AB üyeliğinin sonrasına ertelemek niyetindedir. Ancak referandum öncesi Sn. R.R. Denktaş’la birlikte çözüm ve AB karşıtı duruşu olan bu anlayış, referandumda Kıbrıslı Türklerin “evet” demasi sonrasında taktik değiştirmiştir. Yeni görüşe göre çözüm isteyen tarafın Türk tarafı olduğu imajı korunmalı ancak çözüm, Türkiyenin AB üyeliği sonrasına kadar geciktirilmelidir. Kıbrıs politikasında belirleyici rol oynayan bu anlayış, bakir doğum, KKTC 24 saatliğine tanınsın ve iki kurucu devlet federasyonu oluştursun gibi tezler savunarak Kıbrıs sorununun çözümünü zorlaştırmaktadırlar.
Kıbrıs Türk toplumu ve liderliği Türkiyenin erken çözüm istemeyen kanatlarının tezlerine karşı çıkıp barışçı kesimleri ile işbirliği yapmalıdır.
Kıbrıs’ta erken bir çözüme ulaşılması Kıbrıs Türk toplumunun varlığını sürdürmesi için hayati önem taşımaktadır. Kıbrıs Türk toplumu bu beklenti ile Sn. Talatı Cumhurbaşkanlığına seçmiştir. Kıbrıs sorununun erken çözümünü istemeyen kesimlerin dayattığı bakir doğum, KKTC 24 saatliğine tanınsın ve anlaşma iki devlet arasında gerçekleşsin tezlerinin Kıbrıs sorununun çözümünü imkansız kıldığının bilincinde hareket edilmelidir. Kıbrıs Türk liderliği gerek Türkiye’ye olan ekonomik bağımlılık, gerekse iktidarda kalabilmek için Türkiye’nin desteğine ihtiyaç duyduğu gerekçeleri ile Kıbrıs Türk toplumunun geleceğini odaklayan bağımsız politikalar üretmemektedir. Türkiyeden gelen telkinlere doğru veya yanlış olduğuna bakmaksızın uyulmaktadır. Bu politika erken çözüm isteyen Kıbrıs Türk halkının çıkarına değildir.Türkiye’nin Kıbrıs politikasında çözüm istemeyen kesiminin belirleyici rol oynamak istediği gerçeği, görüşme sürecini ciddi şekilde olumsuz etkileme potansiyeline sahiptir.Halkımızın beklentisi Kıbrıs sorununun erken çözümüdür. Bu çerçevede çözümü imkansız kılacak tezlerin tesbit edilip teşhir edilmesi gereklidir. Türkiyenin çözüm istermiş intibasını verecek ancak gerçekte erken çözüm istemeyen kesimlerinin oyunlarına karşı uyanık olunmalıdır. Türkiyede gerek Kıbrıs sorununun erken çözülmesi gerekse Türkiye’nin AB içerisinde yerini alması görüşlerini savunan siyasiler, aydın ve sivil toplum örgütleri ile güç birliği yapılmasında fayda görmekteyiz. 3 Eylül sürecinin başarıya ulaşması için erken çözümden yana olan Kıbrıslı Türk, Kıbrıslı Rum, Türkiye ve Yunanistan barış severlerinin aktif dayanışmasına ve uluslararası toplumun ciddi desteğine ihtiyaç vardır.
KAB Yönetim Kurulu adına,
Mustafa Damdelen.
|