![]() |
|||||
Anasayfa | Hoşgeldiniz | Hakkımızda | Dernek Organları | Forum | Etkinlikler | Albüm | Basın Bildirileri | Belgeler | Bağlantılar | Bize Ulaşın |
|||||
|
Kıbrıs AB Derneği, çözüm yönünde beliren fırsatı ve tarafların davranışlarını değerlendirdi: Kıbrıs AB Derneği adına bir basın açıklaması yapan Ali Erel; “Bir görüşme süreci daha ufukta belirdi ve bir kez daha müzakerelerde toplumları adına yer alacak olan temsilcilerin olumsuz beyanları şimdiden dikkat çekmeye başladı” dedi. Yapılan basın açıklamasının tam metni aşağıdadır: Gereksiz beyanlarla süreç yıpratılmamalı: Referandumların ertelenmesini talep eden ancak sonuçta “Evet in sağlamlaştırılması için plana Hayır” dediğini ifade eden Sayın Hristofyas, ikinci turda Cumhurbaşkanı seçilebilme karşılığında Annan Planı’nın bir kez daha masaya gelmeyeceği sözünü koalisyon ortaklarına vermiş. Sayın Talat ise, Sayın Hristofyas’ın seçilmesinden iki gün önce BM Genel Sekreteti Ban Ki-moon’a gönderdiği mektup ile sürecin Annan Planı ile başlaması gerektiğini ileri sürmüş ve yeni kriterler ortaya koymuş. Anlaşılan odur ki; maalesef müzakere süreci başlamadan yıpratılmıştır. Annan Planı Kıbrıslı Türkler tarafından referandumda çok yüksek bir oranda kabul edilmiş, Kıbrıslı Rumlar tarafından ise daha yüksek bir oranla reddedilmişti. Teknik olarak bakıldığında, yeni müzakere sürecine Annan Planı’ndan başlamak Kıbrıslı Türkler açısından ne kadar gereklilik arzediyor olsa da, Kıbrıslı Rumlar açısından da o kadar kabul edilemez bir durumdur. Ancak, Annan Planı, otuz yılı aşkın bir emeğin ürünüdür. Onlarca Güvenlik Konseyi kararının oluşturduğu BM mevzuatı ve uluslararası toplumun tarihi birikimleri bu plana yansıtılmıştır. Kıbrıs’ın AB süreci ile AB değerleri ve mevzuatı da planın oluşmasında rol oynamıştır. Günümüzde Kıbrıs artık AB üyesi olmuştur. Bu birikimlerin çöpe atılması ne kadar imkansız ise, “kaldığımız yerden devam edelim” anlayışı da o kadar olumsuz bir tavrın dışa yansımasıdır. Annan Planının reddedilmesinden itibaren durgunluğa giren süreci canlandırmak maksadı ile iki toplum temsilcisi tarafından 2006 yılında imzalanan 8 Temmuz Antlaşması (Gambari süreci), müzakere zeminini farklı bir platforma taşımıştır. BM belgesi haline gelen ve iki toplum temsilcisinin imzasını taşıyan bu antlaşma metni içinde ilgili tüm BM kararlarına referans verilirken Annan Planı’ndan hiç bahsedilmemiş olması, tarafların gelinen noktayı farklı yorumlamalarına neden olmaktadır. Sayın Talat, Sayın Papadopoullos’a yaptığı 5 Eylül 2007 önerileri ile “8 Temmuz sürecini müzakere etmek için ön hazırlığa gerek yoktur, hemen başlayalım, yıl sonuna kadar bu zeminde sorunu çözeriz” yaklaşımı ile Annan Planının dışlanmasına göz yummuştur. Annan Planı; “Kıbrıs Cumhuriyeti Kuruluş Antlaşması, Garanti Antlaşması ve İttifak Antlaşması yürürlükte kalacak” diyordu. Başlaması muhtemel yeni süreci sıkıntıya sokacak diğer bir husus ise, referanduma sunulan Annan Planı’nın ana felsefesinin hala ısrarla farklı yorumlanıyor olmasıdır. Toplumların binlerce saat tartıştığı detaylı bir metnin, toplum temsilcileri tarafından bugün hala farklı yorumlanıyor olması, yorumcuların inandırıcılığını tüketmektedir. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyetinin “Bakir doğum” ile ortaya çıkmayacağı, ve yeni düzeni yaratacak olan söz konusu antlaşmanın devletler arasında değil, Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar arasında yapılacağı çözüm planının ilk sayfalarında çok net ifade edilmiştir. Annan Planı’nın kabul edilmesi halinde “yeni düzen”in (new state of affairs) ortaya çıkacağı, Kıbrıs Cumhuriyeti Kuruluş Antlaşması, Garanti Antlaşması ve İttifak Antlaşmasının yürürlükte kalacağı ve yeni düzene uygulanacağı planın İngilizce, Türkçe ve Rumca resmi nüshalarında yer almaktadır. Çözüm halinde Birleşik Kıbrıs Cumhuriyetinin BM, Avrupa Konseyi ve AB’ne hitaben göndereceği mektuplar ile de, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yeni düzene göre adapte olarak devam edeceği yoruma ihtiyaç duyulmayacak şekilde belirtilmiştir. BM Genel Sekreteri’ne hitaben yazılan mektupta; “Kıbrıs’ın Birleşmiş Milletler’deki üyelik hak ve yükümlülüklerinin bu yeni düzen uyarınca uygulanacağını resmen beyan ederiz” ifadesi vardır. Avrupa Konseyi (AB) Başkanına yazılacak mektupta ise; “Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 16 Nisan 2003 katılım Antlaşması’ndan doğan tüm hak ve yükümlülüklerini üstlenmeye hazır olduğunu resmen ilan ederiz” şeklinde toplumların beyanı vardır. Sayın Talat, Kıbrıslı Türklerin beyan edilmiş iradesi dışına çıkmamalıdır: Sayın Talat, yeni politikalarını TV programlarında ve basın toplantılarında ifade etmektedir. BM Genel Sekreterine de bu çerçevede bir mektup göndermiştir ancak yeni Türk politikalarını, temsil ettiği Kıbrıs Türk toplumundan gizleme ihtiyacı duymaktadır. Söz konusu politikalar, basına sızdığı şekli ile; “bakir doğum ve iki devletin oluşturacağı yeni Kıbrıs Devleti” şeklinde ise, bu politika değişikliğini BM Genel Sekreteri’ndan önce Kıbrs Türk toplumu ile paylaşmalıydı. Bu politikalar, “çözümsüzlük çözümdür” devrinin yeniden hortlatılması görüntüsü vermektedir. Sayın Talat bu konuda Kıbrıslı Türklere bir açıklama yapmak mecburiyetindedir. Bu konuda; Kıbrıs Barış Platformu, sivil toplum örgütleri ve bireylerden gelen ikazlar üzerine, “onlar sinekler, altımı oyuyorlar” diyen Sayın Denktaşı aratmayacak bir uslupla “siz kaç kişisiniz, size kimse kulak asmaz, ağzınızdan çıkanı kulağınız duymaz” yaklaşımı göstermektedir. Kendisinin vekil, toplumun da “asıl” olduğunu Sayın Talat’ın yeniden hatırlaması, herkesin yararına olacaktır. Yeni BM Genel Sekreteri, “şimdiye kadar yapılanlar olumlu değildir, taraflardan inandırıcı bir irade ve yeterli çaba gelmezse ben sürece dahil olmayacağım” demektedir.Taraflara bakıldığında ise; sanki de BM Genel Sekreterini sürece dahil etmemek için ellerinden geleni yapma gayreti içindeler! Süreç şeffaf olmalı ve sivil toplum sürece katkı koyabilmelidir: Başlaması muhtemel süreci kurtarmak adına, daha yolun başında iken her iki toplumun da bu olumsuz tavrıları dikkatle izlemesi gerekmektedir. Kıbrıs sorununun acilen çözülmesi gerektiğine inanan tüm Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk sivil toplum örgütleri ile bireylerin, henüz filizlenen ancak çelişkili açıklamalarla şimdiden yıpratılan bu yeni sürecin heba edilmemesi için hep birlikte seslerini yükseltmeleri ve güçlerini birleştirmeleri gerektiğine inanıyoruz. Geçmişte yaptıkları hatalara rağmen, toplum temsilcilerinin Kıbrıs sorununu samimi olarak çözmek yönünde atacakları her adıma destek vermeye hazır olduğumuzu vurgularken, “Çözümü isteyen taraf biziz, çözümsüzlüğü yaratan ise karşı taraftır” şeklindeki suçlama oyununu çok iyi tanıdığımızı ve bunu yapan hangi taraf olursa olsun onu teşhir etmekten çekinmeyeceğimizi açıkça ifade ederiz. Ali Erel - Başkan
|
|
2006 © Copyright Cyprus EU Association Powered by QuickWASP Limited |