![]() |
|||||
Anasayfa | Hoşgeldiniz | Hakkımızda | Dernek Organları | Forum | Etkinlikler | Albüm | Basın Bildirileri | Belgeler | Bağlantılar | Bize Ulaşın |
|||||
|
Sn. Jose Socrates, Sn. Hans Gert Pottering, Sn. Jose Manuel Barroso,
20 Eylül 2007 Kıbrıs AB Derneği, bir grup Kıbrıslı Türkün oluşturduğu ve Kıbrıs’ın, iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon temelinde erken birleşmesi için lobi faaliyetleri yapan bir düşünce kuruluşudur. Kaygılarımız, Kıbrıs Türk toplumunun varlığı üzerine odaklanmıştır. Kıbrıs’ın 1990’lı yıllarda AB üyeliğine müracaatından itibaren AB, Kıbrıs sorununda belirleyici dış faktör durumuna gelmiştir. Kıbrıs’ın üyelik süreci ve Türkiye’nin de Birliğe üye olma isteği nedeniyle sorunun tarafları “Avrupalılaşma” sürecinden geçmektedir. Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği’nin paralelinde Kıbrıs Cumhuriyeti AB üyeliğine yakınlaşmış ve Aralık 1999 Helsinki Avrupa Konseyi Sonuç Bildirgesi’ndeki “Kıbrıs ile yapılan giriş görüşmeleri sonuca ulaştığında eğer soruna bir çözüm bulunmamış ise Konsey, siyasi çözümün bir ön şart olmadığını değerlendirerek üyelik kararını verecektir” ifadesi ile dönüm noktasına ulaşmıştır. Ve öyle de gelişmiştir ve siyasi çözümün kolaylaştırıcı rolüne ihtiyaç duymadan Kıbrıs üye devlet olmuştur. Birleşmiş Milletler planı konusunda 2004’de yapılan referandumların sonuçları açıklandığında, Genişleme den sorumlu Komiser Sn. Verhaugen “kandırıldım” ifadesini kullanmıştır. AB’nin ve erken çözüm için uğraşan biz Kıbrıslıların kandırılmış olduğu acıtan bir olgudur. Türkiye’nin AB beklentileri ile oluşturulan bağ neticesinde şimdi de sabırlı olunması, hayret uyandıran bir şekilde Kıbrıslı Türkler’den beklenmektedir. “AB tarafından Kıbrıslı Türkler için atılacak her adım, Türkiye – AB ilişkisinin bir yan ürün olacaktır” gibi cümleleri duymak mutsuzluğumuzu körüklemektedir. Farkına varmış olmak ne kadar acıdır ki bu gün ulaşılan statüko; müzakere sürecindeki Türkiye, üye devlet olmuş Kıbrıs ve “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin o bölgelerinde ...” sıkışan ve acı çeken Kıbrıslı Türkler, geçmiş yıllarda yaşanan bir takım yanıltıcı olaylar zincirinin sonucudur. AB kurumlarının çok daha büyük iç sorunlar ile uğraşmak zorunda olduğunu çok iyi anlıyoruz. Reform Sözleşmesi, enerji endişeleri, Kosova’nın bağımsızlığı ve daha birçok öncelikli stratejik konunun yakından takip edilmesi gerektiğini kabul ediyoruz. Gürcistan, Moldovya, Sırbistan, Irak vs. gibi konularda AB’nin Rusya ve ABD ile hassas ilişkiler içerisinde olduğunu da takip etmekteyiz. Ekselansları, Bu kadar sorunun içerisinde boğuşan AB kurumlarının, üye bir ülkede, Kıbrıs’ta yaşayan Avrupa Birliği vatandaşlarını kollamak ve rahatlatmak için yapması gerekenleri, AB muktesebatının askıda olmasına rağmen, beklentilerimiz çerçevesinde yapmadığına inanmaktayız. Öncelikle kendisini sorunun çözümünden uzaklaştırarak konuyu Birleşmiş Milletler iyi niyet misyonuna terk etmesi, ikincisi, Türkiye’yi sisteme bağlı kılma kaygısı, üçüncüsü, Kıbrıs sorununu öncelikler sıralamasında gündeminin alt sıralarına düşürmesi ve dördüncüsü de, üye ülke Kıbrıs’ın resmi hükümetinin duygularına karşı duyduğu hassasiyet; bunların tümünün anlaşılır olduğunu kabullenmekle birlikte şaşırtıcı olan Kıbrıslı Türklerin acil gündemde hiç olmamasıdır. Anlaşılan odur ki, geçmişteki yanılgılar neticesinde onlar seçilmiş kurbanlardır. Yorgun düşmüş ve yıpranmış Kıbrıs Türk toplumuna AB değerlerinin ve hedeflerinin çok daha fazla şeyler sağlayabileceğine şiddetle inanıyoruz. Komisyon’un “AB Program Destek Ofisi” veya Parlamentodaki siyasi grubların oluşturduğu “Yüksek Temas Gurubu” bu toplumun tükenmesini durduracak yeterli çareyi üretmiyorlar. Kuzey Kıbrıs yetkililerinin katılımsızlığı ile Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin engellemeleri arasına sıkışmış faaliyetler bizleri bir yere götürmüyor ve ümit etmek isteriz ki siz de bizim gibi bu durumun farkındasınız. Çok gergin bir noktadayız ve sizin ve personeliniz de bu ender rastlanır siyasi enkazın farkında olduğunuzdan eminiz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kıbrıs’ın kuzeyindeki yönetimi “Türkiye’nin bölgesel alt yönetimi“ olarak değerlendirmesi yanında Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümetinin Kıbrıslı Türklerin Cumhuriyet’de temsil edilmelerini ve siyasi haklarını kullanmalarını engellemesi ve son olarak da Kıbrıs’ın kuzeyindeki demografik yapının değiştirilmiş olması, Kıbrıs Türk toplumuna, kendini bu kısır döngüden yalnız başına kurtarabilmesi için bir şans bırakmadığı işin gerçeğidir. “Birlik; insan haysiyetine saygı, özgürlük, demokrasi, eşitlik, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygı değerleri üzerine kurulmuştur ve vatandaşlarına özgürlük, güvenlik ve adelet sunan bir bölge sağlayacaktır”. Siz bu değerlerin ve hedeflerin tüm Birlik vatandaşlarına eşit uygulandığını söyleyebilirmisiniz? Maalesef biz böyle hissetmiyoruz. Saygılarımla, Ali Erel
|
|
2006 © Copyright Cyprus EU Association Powered by QuickWASP Limited |