|
Finlandiya önerilerinin odağında Kıbrıslı Türkler yoktur. Amaç; aday Türkiye ile üye Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tatmin etmekten başka birşey değildir.
Haftalardır Finlandiya önerileri toplumumuzun gündeminde baş sırada yer almaktadır. Kıbrıs AB Derneği olarak “Kıbrıs’ta iki bölgeli iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı federal bir çözümün gerçekleşmesi ve bölünmüş değil birleşik Kıbrıs’ın AB içerisinde yer alması” tartışılmaz ana hedefimizdir. Çözüme kadar da dengeli adımlarla gerçekleşmesi gereken güven artırıcı önlemlerin çok faydalı olacağına inanıyoruz. Bu çerçevede, Maraş’ın da dahil olacağı, her türlü güven artırıcı önlemler paketini dengeli olması kaydıyle destekliyoruz.
Bu yazımızda, “Finlandiya önerileri, Kıbrıs Türk toplumu açısından ne anlam ifade ediyor?” sorusuna bir kez daha açıklık getirmeye çalışacağız.
- Finlandiya’nın amacı, TC-AB ilişkilerinde bir çatışmanın çıkmasını engellemektir.
- Finlandiya önerileri, Kıbrıs Türk toplumu üzerindeki izolasyonları kaldırmaz!
- Hedefimiz KKTC üzerindeki siyasi izolasyonların kalkması mı, yoksa Kıbrıs Türk toplumu üzerindeki izolasyonların kalkması mı olmalıdır?
- Üniversite sektörü tehlikededir, AB tedbir alabilir.
- AB, malların serbest dolaşımını sağlayarak adada ve bölgede ekonomik entegrasyonu gerçekleştirmelidir.
- Ercan’a direkt uçuşlar konusu, AB’nin kapasitesi dahilinde bir açılım değildir!
- “Direkt Ticaret” ile “Kıbrıs Türk toplumu üzerinde izolasyonlar kalktı” imajının yaratılması çok tehlikeli ve sakıncalıdır.
- Türkiye limanlarını açacaksa açsın, bu kendi kararıdır ancak, “Kıbrısa’ta Güven Artırıcı Önlemler” ayrı ve dengeli bir paket olmalıdır.
- KKTC kontrolünde Maraşı açalım tezi hayat bulmaz.
- Sonuç olarak; TC-AB ilişkileri süreci ile Kıbrıs sorununun çözümü veya güven artırıcı önlemlerle ilgili açılımlar birbirinden tamamen ayrılmalıdır.
- Stratejimiz; erken ve kapsamlı siyasi çözüm için mücadele ederken; Türkiye-AB ilişkilerinin parçası olmamak, çözüme kadar geçecek süreçte Kıbrıs Türk toplumu üzerindeki izolasyonların gerçek anlamda kalkmasını sağlamak, iki toplumun işbirliği temelinde ve ada üzerindeki ekonomik entegrasyon sürecinde toplumlararası ekonomik farklılığı ortadan kaldırarak siyasi sorunun çözüm çabalarına daha müsait bir ortam hazırlamak görevimiz olmalıdır.
Görüşlerimizin detaylı açılımını aşağıda bulacaksınız.
Ali Erel
Başkan.
I. Finlandiya’nın amacı, TC-AB ilişkilerinde bir çatışmanın çıkmasını engellemektir.
Türkiye’nin AB sürecinde ilerlemesi, hem Türkiye halkı hem de bölge istikrarı için önemlidir. Ancak, Türkiye ile AB’nin ilişkilerini iyileştirmek adına, Kıbrıslı Türkler’in konuya taraf yapılmasına karşıyız. TC-AB ilişkileri; Kıbrıs’ın çözüm sürecinden veya güven artırıcı tedbirlerin alınması sürecinden tamamen ayrı tutulmalıdır.
II. Finlandiya önerileri, Kıbrıs Türk toplumu üzerindeki izolasyonları kaldırmaz!
Finlandiya önerileri, Maraş’ın BM kontrolünde açılmasını, direkt ticaretin gerçekleşmesini ve Türkiye’nin limanlarını açmasını içermektedir. Direkt ticaret, Mağusa Limanı’ndan AB ülkelerine ortak gümrük tarifesi ödenmeden ihracat yapılmasına olanak sağlayacaktır. Bu adımın minimal etki potansiyeli vardır. Toplam dış ticaret hacmimiz %1 civarında artacaktır. Kıbrıs Türk tarafının ürün ihraç kapasitesi dikkate alındığında bu açılımın Kıbrıs Türk toplumuna ekonomik kazancı yok denecek kadar az olacaktır.
III. Hedefimiz KKTC üzerindeki siyasi izolasyonların kalkması mı, yoksa Kıbrıs Türk toplumu üzerindeki izolasyonların kalkması mı olmalıdır?
KAB olarak, kapsamlı bir çözüme kadar Kıbrıs Türk toplumu üzerindeki izolasyonların kaldırılması gerekliliğine inanıyoruz. Kıbrıs Türk toplumu üzerindeki izolasyonların kaldırılması mücadelesine odaklanmamız halinde başarılı olmamız kuvvetle muhtemeldir. Ancak, KKTC üzerindeki siyasi izolasyonların kaldırılması hedefi üzerinde odaklanmamız halinde, nihai hedef KKTC’nin tanınmasını içereceği için bu konuda ilerleme kaydetmemiz asla mümkün görünmemektedir.
IV. Üniversite sektörü tehlikededir, AB tedbir alabilir.
2010 yılında uygulamaya girecek Bologna sürecinde, kuzey Kıbrıs’taki üniversitelerin diplomalarının tanınmayacak olması üniversite sektörünü ciddi şekilde etkilemeye başlamıştır. Sektöre yapılan yatırımlara karşın bu yıl kayıt yaptıran öğrenci sayısı beklentilerin çok altında kalmıştır. Uzmanlara göre, bir öğrenci onbeş turistin sağladığı ekonomik katkıyı sağlamaktadır. Kuzey Kıbrıs ekonomisi içerisinde yaklaşık 400 milyon dolarlık paya sahip olan eğitim sektörü üzerindeki izolasyonların kaldırılması için çare üretilmesi gerekmektedir. Bu da, 1960 Anayasası’nda ayrı eğitim hakkı tanınan Kıbrıs Türk toplumunun bu haklarına sahip çıkmasıyla talep edilebilir.
V. AB, malların serbest dolaşımını sağlayarak adada ve bölgede ekonomik entegrasyonu gerçekleştirmelidir.
Serbest ticaret ile ada çapında malların serbest dolaşımı sağlanmalıdır. Kuzeye ithal edilen ürünler güneye, güneye ithal edilenlerse kuzeye satılabilmelidir. Bu durumda, Türkiye ile güney Kıbrıs arasında oluşacak ekonomik entegrasyona Kıbrıs Türk toplumu da dahil olacaktır. Kuzeydeki limanların AB gözetim ve denetiminde açılması, serbest ticaretin ve ada üzerinde ekonomik entegrasyonun sağlanması için yasal zemini hazırlamak, AB’nin kapasitesi dahilindedir.
VI. Ercan’a direkt uçuşlar konusu, AB’nin kapasitesi dahilinde bir açılım değildir!
Turizm için önemli olmasına karşın, Ercan Havalimanı’na direkt uçuşları sağlamak AB’nin kapasitesi dahilinde bir açılım değildir. Bu bağlamda AB Kurumları’nın adım atması beklenemez. Devletler nezdinde lobi çalışması ile Ercan’a direkt uçuşların çözüm öncesi gerçekleşmesi çok zor görünmektedir.
VII. “Direkt Ticaret” ile “Kıbrıs Türk toplumu üzerinde izolasyonlar kalktı” imajının yaratılması çok tehlikeli ve sakıncalıdır.
Direkt ticaretin yürürlüğe girmesi; gerek AB gerekse Türkiye’nin “izolasyonları kaldırdık” söylemine sarılmaları ve diğer uluslararası topluluğu da bu yönde etkilemeleri, gerçek izolasyonların kalkması dinamiklerini olumsuz etkileyecektir. Sıfıra yakın ekonomik getiri potansiyeli olan direkt ticaretin gerçekleşmesi ve Kıbrıs Türk toplumuna “büyük zafer elde edildi” şeklinde sunulması, kuzey Kıbrıs ekonomisi için gerekli olan serbest ticaret, üniversite ve turizm sektörü gibi konulardaki izolasyonların kaldırılma dinamiklerini yok edecektir.
VIII. Türkiye limanlarını açacaksa açsın, bu kendi kararıdır ancak, “Kıbrısa’ta Güven Artırıcı Önlemler” ayrı ve dengeli bir paket olmalıdır.
Kıbrıslı Türkler’le Kıbrıslı Rumlar güven artırıcı önlemler temelinde her iki tarafın sorunlarına çözüm üretecek şekilde dengeli açılımlar yapmalıdır. Bu çerçevede Maraş’ın BM kontrolünde mal sahiplerine verilmesi, kuzey Kıbrıs’taki üniversitelerin Bologna sürecine dahil edilmesi, serbest ticaret, uygulanan sportif ve kültürel izolasyonlar, turizmle ilgili izolasyonlar, Lokmacı, Yeşilırmak ve diğer kapıların açılması gibi dengeli güven artırıcı önlemler paketi oluşturulup yürürlüğe girmelidir. Odağında Kıbrıs Türk toplumu ile Kıbrıs Rum toplumu’nun hakları bulunuyorsa, hayalet şehir konumundaki Maraş BM kontrolünde mal sahiplerine iade edilmelidir. Finlandiya önerilerinin odak noktasında Türkiye’nin AB süreci ve üye devlet Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin Maraş ile tatmin edilmesi vardır. Hiçbir anlamı olmayan direkt ticaret ise “Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonlar son buldu, dolayısı ile Türkiye limanlarını açabilir” ortamını yaratmak amacını gütmektedir. TC-AB ilişkileri süreci ile Kıbrıs sorunuyla ilgili tüm söylem ve müzakereler birbirinden ayrılmalıdır.
IX. KKTC kontrolünde Maraşı açalım tezi hayat bulmaz.
Yatırım için istikrar gereklidir. Bu nedenle, Maraş’ın, KKTC kontrolünde özerk bir yönetim olsa dahi yerleşime açılması halinde, eski sahiplerinin yeniden yatırım yapacağını varsaymak gerçekci değildir. Bu itibarla, projede milyarlarca dolarlık inşaat malzemesi ithalatının gündeme geleceği ve bu doğrultuda inşaat sektöründe yeniden patlama yaşanacağı öngörülerine katılmak mümkün değildir. Maraş, güven artırıcı önlemler kapsamında ve dengeli bir paket çerçevesinde, BM kontrolünde açılmalıdır.
X. Sonuç olarak; TC-AB ilişkileri süreci ile Kıbrıs sorununun çözümü veya güven artırıcı önlemlerle ilgili açılımlar birbirinden tamamen ayrılmalıdır.
Aksi takdirde, AB ile Türkiye’nin tren kazasını önleme adına ve AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin bu süreci veto edeceği kaygılarıyla, Kıbrıslı Türklerin toplumsal haklarında büyük kayıplar yaşanacaktır. Bu senaryoda, Kıbrıslı Türkler taraf dahi kabul edilmemektedir.
XI. Stratejimiz; erken ve kapsamlı siyasi çözüm için mücadele ederken; Türkiye-AB ilişkilerinin parçası olmamak, çözüme kadar geçecek süreçte Kıbrıs Türk toplumu üzerindeki izolasyonların gerçek anlamda kalkmasını sağlamak, iki toplumun işbirliği temelinde ve ada üzerindeki ekonomik entegrasyon sürecinde toplumlararası ekonomik farklılığı ortadan kaldırarak siyasi sorunun çözüm çabalarına daha müsait bir ortam hazırlamak görevimiz olmalıdır.
|