top

 

Finlandiya’nın Paketi ve Kıbrıslı Türkler – Neden Fayda Üretemez!!!

Türkiye ile Avrupa Birliği arasında devam etmekte olan giriş görüşmeleri hakkındaki ilerleme raporu Kasım ayı başında yayınlanacak. AB kurumlarından yapılan tüm uyarılara rağmen Türkiye, Gümrük Birliği’nden kaynaklanan mükellefiyetlerini henüz yerine getirmedi. Bu durumda, Türkiye ile olası “erken bir tren kazası” nı önlemek için, AB Dönem Başkanlığını yürüten Finlandiya taraflara bir paket sundu.

Türkiye’de yaklaşmakta olan cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler öncesinde Erdoğan hükümeti, Kıbrıs ve limanlar konusunda sıkıntılı. AB ile Türkiye arasında başka konularda da sıkıntıların olduğu ve böyle giderse görüşme sürecinin kesilebileceği hem AB kurumları hem de Türkiye Hükümeti tarafından seslendirilmeye başlandı.

Türkiye’nin bu süreçteki yükümlülükleri ile, Kıbrıslı Türkler’in AB ile ilişkilerinin yazılı bir belgede birlikte yer almasının yaratacağı sıkıntının bilinciyle, Finlandiya paketi yazılı sunulmadı. AB tarafı, böyle bir ilişkinin kurulmasının sakıncalı olduğunun ve bunun ilerde yaratacağı sıkıntıların farkında. Bu arada, “Kıbrıs’ta çözüm çabaları BM şemsiyesi altında devam etmelidir” yaklaşımına rağmen, takvimlenmiş adımların hep  AB sürecinde ortaya çıkması, kaçınılmaz olarak AB’yi Kıbrıs sorununa taraf yapıyor.

Türkiye, kendi iç kamuoyunun izin verdiği ölçüde AB ile giriş görüşmelerini sürdürüyor ve bu sürecin kısa olmayacağını biliyor. AB ise, Kıbrıslı Türklere açılım yapacaksa, Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti ile uzlaşmak ve onun onayını almak zorunda olduğunun bilinciyle davranıyor. Bu durumda, bir taraftan AB ile Kıbrıs Cumhuriyeti ’nin, diğer taraftan Türkiye’nin öncelikleri arasında sıkışan Kıbrıs Türk toplumu, kendi geleceği hakkında edilgenliği kabullenmiş görünüyor.

KKTC devleti; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve AB tarafından, “Türkiye’nin alt yönetimi” olarak kabul ediliyor. AB’nin ve BM’nin, Kıbrıslı Türklere dönük açılımlarında, KKTC’nin yasal zemin olması üzerinde ısrar eden Türkiye ve KKTC yönetimi ise, bu tavırları ile Kıbrıslı Türklerin ada üzerindeki varlığını ciddi şekilde tehlikeye atıyor. Kıbrıslı Türkler’in AB’yle ilişkileri ile Türkiye’nin AB sürecinin örtüşmediğini, bunların birbirinden ayrı süreçler olduğunu herkesin anlaması ve bunun gereğini yerine getirmesi tek çıkış yoludur ve zamanı gelmiş bir olgudur.

Türkiye Başbakanı’nın da hazır bulunduğu törende imzalanan “10. Protokol”, Türkiye ve KKTC hükümetleri tarafından nedense iyi anlaşılamamıştır. AB’nin temel yasalarından olan giriş antlaşmasının eki durumundaki bu protokol ile tüm Kıbrıs adası AB toprağı kabul edilmiş ve Kıbrıslı Türkler AB vatandaşı olmuştur. Ancak; “Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ait olan kuzey Kıbrıs topraklarında, Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin etkin kontrol uygulayamadığı” gerekçesi ile bu topraklarda AB muktesebatı geçici olarak askıya alınmıştır. Türkiye ve KKTC yetkilileri, Kıbrıs Türk toplumu ile AB arasındaki ilişkileri bu protokolün düzenlediğini bir türlü kabul edememiştir. 10. Protokol orada durduğu müddetçe, AB kurumları, Kıbrıslı

Türklerle ilgili bu protokolün öngördükleri dışında hiçbir açılımı yapmaya yetkili değildir.

“Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonu kaldırmak ve Kıbrıslı Türklerin ekonomik gelişimini sağlayarak adanın yeniden birleştirilmesi yönünde zemin hazırlamakta kararlı olduğu ve bu hedef doğrultusunda adanın ekonomik entegrasyonuna ve iki toplum ve AB ile ilişkilerin geliştirilmesine özel önem verdiği” şeklindeki 26 Nisan 2004 tarihli AB Konsey kararı da 10. Protokol üzerine oturtulmuştur. Fakat her ne halse, bu durum Türkiye ve KKTC tarafından ısrarla yanlış yorumlanmaktadır. İzolasyonlar kalkacaksa, KKTC zemin olarak kabul edilmeden ve ada üzerindeki ekonomik entegrasyonu hedefleyecek  şekilde kalkacaktır.

Yeşil Hat, Mali Destek ve Direkt Ticaret tüzükleri’nin de 10. Protokol altında geliştirilen tüzükler olduğu gözlerden kaçmaktadır. Bu çerçevede; Yeşil Hat tüzüğünün çalışmasını engeleyen tarafın KKTC Hükümeti ile Kıbrıs Türk Ticaret Odası olduğu maalesef AB kurumları tarafından belgelenmiştir. Bu durum, AB’nin bundan sonraki açılımlarında, Kıbrıs Türk toplumu kurumlarının muhatap alınmasında sorunlar yaratacaktır.

İki yıl önce, o dönemin Kıbrıs Türk Ticaret Odası yönetimi tarafından önerilen; “malların serbest dolaşımı yöntemi ile ada üzerinde ekonomik entegrasyon sağlanması”önerisi, KKTC Hükümeti tarafından sert bir şekilde reddedilmiş, önerenlere de “teslimiyetçi” damgası vurulmuştu. İki yıl sonra, KKTC Hükümeti  “Direkt ticaret bizim işimize yaramaz, serbest ticaret isteriz” noktasına gelmiştir. Ancak bu gecikme toplumumuzun iki yılına mal olmuştur.

Bu aşamada, uyum tek taraflı olsa bile, AB muktesebatının kuzey Kıbrıs’ta uygulanmasını öngörmeyen, Kıbrıslı Türkleri ada üzerinde ve AB içinde ekonomik entegrasyona dahil etmeyecek ve kuzey Kıbrıs’taki üniversiteleri Barcelona sürecinin parçası yapmayacak paketler Kıbrıslı Türklerin hiçbir işine yaramaz.

Diğer yandan Maraş’ı, KKTC yasaları altında yerleşime açmayı teklif etmek ve bunu iyi niyet gösterisi olarak pazarlamaya çalışmak hiç doğru değildir. Maraş’a yerleşecek ve yatırım yapacakların hangi yasal zemin üzerinde hareket edecekleri; kredi ihtiyaçları, yatırım ve inşaat izinleri, belediye hizmetleri, kira, satış ve daha yüzlerce sorunun çözümü durumunda ortaya çıkacak “hangi yasal zemin” sorusu karşısında, KKTC yasalarının kullanılacağını varsaymak ve bunu önermek vahim hatadır. Bir kez daha ve belki de farkında olmadan, 10. Protokol’un, AİHM’si kararlarının ve BM Güvenlik Konseyi kararlarının ortaya çıkardığı durumun farkında olunmadığının işaretleridir ya da inkarıdır.

Referandumdan sonraki süreçte, KKTC yönetimi tarafından yapılan hatalar neticesinde Kıbrıs Türk toplumu bu durumlara geldi ve yanlış politikaların bedelini bir kez daha ödemeye başladı. Şimdi, bizim için, pek de faydamıza olmadığını bilerek, Direkt  Ticareti öneriyorlar ve bunu Türkiye’nin önünü açmak için ve Türkiye’yi muhatap alarak yapıyorlar.

Bize “işte izolasyonlar kalktı” dediklerinde, bir türlü tatmin mi edilmiş sayılacağız? Kıbrıs Türk toplumuna bu durumu böyle mi pazarlayacağız? Bu ve benzeri politikalar, Kıbrıs Türk toplumunu felakete ve yokoluşa sürükleyecektir.

Ali Erel - Başkan

 

2006 © Copyright Cyprus EU Association

Powered by QuickWASP Limited