top

 

Siyasi ve ekonomik değerlendirme: Ağustos 2006

AB Derneği, Kıbrıs Türk Toplumu’nun içinde bulunduğu şartları değerlendirdi. Yapılan değerlendirmede; “Temmuz başından itibaren Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum toplum temsilcileri arasında, Kıbrıs sorununun çözümüne dönük çabalar varmış gibi bir de “komedi tiyatrosu” sahneleniyor. Herkes de biliyor ki, çaba harcıyormuş gibi görünmek dışında kimsenin ciddi bir beklentisi yok. İki tarafın da zaman kazanma ve “zevahiri” kurtarırken karşı tarafı suçlu koltuğuna oturtma hedefi hakim geliyor” dendi. Değerlendirmenin tamamı şöyle;

Ekim 2006 da yaklaşan olası tren kazasına rağmen yaz sakin geçiyor. Meydan mitingleri ile “çözüm ve AB” ye ulaşamayan Kıbrıslı Türkler, uyuşturucu verilmiş gibi olan biteni kayıtsız izliyor. Geçmiş kırk yıla kıyasla çok daha büyük toplumsal yok oluş tehlikesi ile karşı karşıya olmamıza rağmen toplum tepki vermiyor. Sivil toplum ise iyice pasifize edilerek etkisizleştirilmiş.

Ekonomideki durgunluk, para birimindeki istikrarsızlık ve dış ticaret açığındaki artış refah seviyesinde düşüşe neden oluyor. Patates, narenciye, süt ürünleri ve KDV iadeleri gibi devlet ödemeleri aylarca gecikmeli yapılabiliyor. KİT lerin tümü zarar üretmeye devam ediyor. Son yılların en büyük “fiyaskosu” KTHY. Çalışanların birikimleri ve borç para ile satın alınan Kıbrıs Türk Hava Yollarında, kısa sürede yirmi milyon dolara yaklaşan zarar biriktirilmiş. Bütçedeki delikleri kapatma telaşı içindeki devlet her zamanki gibi zamlara başvurmuş. Her ay sonu memur maaşları için “avuç açan” bağımlı ekonomik yapı devam ediyor.

“İzolasyonlar kalksın” diye artık kimse feryat da etmiyor. Türkiye ile güney Kıbrıs arasındaki ticaret hacminin son iki yılda onlarca defa katlanması veya Trabzonspor’un güneyde maç yapması bile izolasyonlar gündeminde yer bulamıyor artık.

Yerel seçimleri değerlendiren siyasi partileri bir telaştır almış. Hükümet modellerine “tarafsız” Cumhurbaşkanı da taraf olmaktan çekinmiyor. Ülkede sanki de bir “milletvekili pazarı” kurulmuş. İstifalar ve parti değiştirmeler gündemde. Ancak, kimin tek başına iktidar olmak istediği de çok açık değil! İç politik hesaplaşma her şeyin önüne geçmiş. Bir yıldır hazır olduğu söylenen AB uyum yasaları artık gündemden tamamen düşmüş. Liberal ekonomiden eser yok.

AB, Türkiye’den adım atmasını bekliyor. Kıbrıs Cumhuriyeti’ne limanlarını açmanın Türkiye’nin yasal yükümlülüğü olduğunu her fırsatta tekrarlıyor ancak Türkiye kendi içinde kilitlenmiş, adım atamıyor.

Tüm bu karmaşanın ortasında, Temmuz başından itibaren Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum toplum temsilcileri arasında, Kıbrıs sorununun çözümüne dönük çabalar varmış gibi bir de “komedi tiyatrosu” sahneleniyor. Herkes de biliyor ki, çaba harcıyormuş gibi görünmek dışında kimsenin ciddi bir beklentisi yok. İki tarafın da zaman kazanma ve “zevahiri” kurtarırken karşı tarafı suçlu koltuğuna oturtma hedefi hakim geliyor.

Kıbrıs Rum liderliği, Annan Planı’na “hayır” kampanyası yürütmesi neticesinde ortaya çıkan prestij kaybını unutturmuş, “görüşüyormuş gibi” yaparak zamana oynuyor. Pusuya yatmış, Türkiye’nin AB sürecinde, Kıbrıslı Türkler’in haklarından daha neler koparırımın hesabını yapıyor. Biliyor ki geçen zaman karşı tarafın aleyhine çalışıyor ve karşılaştırmalı olarak kendi pozisyonunu güçlendiriyor. Bunu anlamak mümkün. 

Türkiye’nin AB ile arasındaki sorunlar hep Kıbrıs sorununun arkasına itiliyor. Türkiye hükümeti AB yolunda ilerlemek istese bile, ki bu da sorgulanmaktadır, Türkiye’deki diğer kurumların ajandaları  farklı. Cumhurbaşkanlığı ve Parlamento seçimleri ve piyasalardaki kırılganlık gibi daha birçok etken ile birleşince, Türkiye Hükümetlerinin sorun çözme yeteneği sıfırlanıyor. “Milli mesele” söylemi ile, Kıbrıs sorunu üzerinden iç politika yapmak geçerli bir yaklaşım halini alıyor.

Kıbrıs Rum kesimi gibi, Türkiye’nin de zaman kazanma ihtiyacı olduğunu görebiliyoruz. İşin tehlikeli tarafı; gereksiz harcanan her gün, Kıbrıslı Türkler için bundan önceki kırk kusur yıla göre çok daha fazla hayati önem taşıyor. Meydanlarda doğan toplumsal başkaldırış ve çözüm talebi üzerine basarak iktidara taşınanlar ise, “bizden öncekilerin yaptığını yaparak biz niye otuz yıl daha iktidarda kalmayalım”ın hesabını yapıyor. Türkiye’nin ihtiyaçlarını karşılamak hülyası ile “vatan, millet” edebiyatına sarılmışlar. Vaziyet böyle olunca da, Türkiye’ye kazandırmak, ordan para ve oy desteği almak için yeterli hale geliyor. Kıbrıslı Türklerin gerçek hayati ihtiyaçları da bir şekilde gözlerden gizlenip geri plana itiliyor.

İşte bu çerçeveden bakıldığında, KKTC Başbakanı’nın kamuoyu önünde neden Kıbrıs’taki BM temsilcisi’ne sataştığı, AB’nin Kıbrıslı Türkler nezdinde oluşan prestijinin neden yıpratılmak istendiği, görüşmeler yapılan Kıbrıs Rum liderliğine sabah-akşam neden saldırılıp küfredildiği gayet iyi anlaşılıyor.

Gerçek olan şudur ki; Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıs sorununun esasları hakkında zemin oluşturulması için “teknik komiteler” de ısrar ederken Kıbrıs Türk tarafı ise, “iyi komşuluk” çerçevesinde KKTC kurumlarının muhatap alınmasını sağlamak çabası içinde, sadece günlük meseleleri görüşmek istiyor. Halbuki BM ve AB temsilcileri, Papadopoullos’un Annan ile Paris’te yaptığı görüşme ve Talat / Papadopoullos mutabakatı temelinde “özlü konularda kurulacak komitelerde ilerleme sağlanması kaydıyle, günlük konularda teknik komiteler de erken çalışmaya başlayabilir” noktasındadır.

Türkiye’deki seçimler öncesinde, “KKTC’yi satmadık, yücelttik” söylemi yine prim yapıyor. Esas sorunlar hakkında “yaprak kımıldasın” istemeyen Türkiye Hükümeti ve Türkiye’ye zaman kazandırarak şirin görünme sevdasında olan KKTC yetkilileri, BM ve AB nazarında “özlü meseleleri görüşmek istemeyen” taraf olarak algılanmaya başlanmıştır. İşte bu durumun raporlanacağı kaygısı, BM temsilcisi Möller’in, KKTC Başbakanı tarafından neredeyse “istenmeyen şahıs” ilan edilmesine yeterli neden oluşturmuştur.

Zaman, Kıbrıslı Türklerin aleyhine çalışıyor ancak, çözüm ve AB sürecinden siyasi kazanç elde edenler, bir taraftan bu duruma karşı kayıtsız, koltuklarını koruma sevdası ile hareket ediyor, diğer taraftan da Türkiye – AB krizinde taraf olma provası yapıyorlar. Türkiye, AB ile dalaşmaya başladığı anda şamata çıkaracaklar! Türkiye’den önce BM ve AB ye karşı açılan cephede yer tutmaya başlamış olmalarının nedeni işte budur. Kıbrıslı Türkler’in çıkarları gündemde yine yok.”


Ali Erel - Başkan

 

2006 © Copyright Cyprus EU Association

Powered by QuickWASP Limited