![]() |
|||||
Anasayfa | Hoşgeldiniz | Hakkımızda | Dernek Organları | Forum | Etkinlikler | Albüm | Basın Bildirileri | Belgeler | Bağlantılar | Bize Ulaşın |
|||||
|
Kıbrıs sorununun çözülmemiş olması, Kıbrıslı Türklere telafisi mümkün olmayan zararlar vermektedir. Kıbrıs Rum liderliği, çözümü Türkiye’nin AB sürecine yayarak Kıbrıslı Türklerin haklarını yavaş yavaş budama anlamına gelen “salam politikası” uygulamakta ve Kıbrıs’ta üniter devlete ulaşmayı hedeflemektedir. Türkiye ise Kıbrıslı Rumların zamana oynama stratejisine ayak uydurmuştur. Türkiye’nin kısa vadeli stratejisi “izolasyonlar kalkmadan limanlarımı açmam” şeklindedir. Halbuki, Kuzey Kıbrıs’taki hava ve deniz limanlarının KKTC yasaları altında ulaşıma açılması mümkün değildir. Bu durumda Türkiye, ya AB sürecini koruma adına Kıbrıslı Türklerin temel haklarından taviz verecek veya AB sürecinde kazaya uğrayıp bedel ödeyecektir. Bu baskı altında farklı çözümler üretemeyen Türkiye Hükümeti, iç dinamiklerin de baskısı ile, AB ile ilişikilerin askıya alınmasını neredeyse talep eder duruma gelmiştir. Bu şartlarda, sonbaharda kriz kaçınılmaz olmuştur. KKTC yi tanıtma stratejisi başarılı olmayacaktır. “Salam politikası”nı durdurmak, Kıbrıs Türk toplumunun 1960 haklarına sahip çıkılması ile mümkün olacaktır. Kuzey Kıbrıs’ta havaalanını direkt uçuşlara açmak veya limanlardan uluslararası ticarete başlamak, KKTC hukukunun uluslararası hukuk tarafından kabulunü gerektirmektedir ki bu mümkün değildir. KKTC zeminini temel alan tüm hukuk mücadelelerini kaybetmemiz kaçınılmazdır. Bu nedenle, “İzolasyonlar kalkacak ve Kıbrıslı Rumlar çözüme zorlanacak” stratejisi çoktan kaybedilmiştir. “İki Bölgeli ve İki Toplumlı Federal Çözüm”e ulaşmak, 1960 haklarının talep edilmesi ile mümkün olacaktır. Şimdiki şekli ile, Kıbrıs Rum liderliği iki alternatifle karşı karşıyadır. Siyasi eşitliğe dayalı Annan Planı benzeri bir çözüm mü, yoksa başarı ile devam ettirmekte oldukları “salam politikası” sonucu uniter devlete ulaşmak mı? Doğaldır ki, Kıbrıs Rum liderliğinin tercihi “Üniter Devlet”tir. Ancak, Kıbrıs Türk Toplumu olarak 1960 taki haklarımızı talep etmemiz durumunda uniter devlet alternatifi ortadan kalkacak ve Kıbrıs Rum toplumu ve liderliği, 1960 taki yönetim şekli ile “BM kararlarına ve Kıbrıs'ın Avrupa realitesine dayanan bir çözüm planı” arasında erken bir seçim yapmak durumuna itilecektir. 1960 Anayasası’na göre Temsilciler Meclisi, 70 / 30 oranında Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum dan oluşmalıdır. Biri Dışişleri veya Ekonomi veya Savunma Bakanlığı olmak kaydı ile Bakanlıklar ve devlet çalışanları 7 - 3 oranında paylaşılmalıdır. TC ve AB ilişkileri dahil, dış politika ile ilgili kararlar, bütçe’nin onaylanması, vergi yasaları hep iki tarafın ayrı çoğunluğunu gerektirir. Cumhurbaşkanı ve Yardımcısı’nın geniş veto hakları vardır. Aslında, 1960 taki güç paylaşım modeli Kıbrıslı Türklere çok daha geniş yetkiler vermektedir. Ayrıca, 1977 ve 1979 Doruk Antlaşmaları ile de iki bölgelilik de kayıt altına alınmıştır. BM kararları ile Kıbrıs'ın Avrupa realitesine dayananbir çözümde iki kurucu devlet olacak ve birbirinin onayına gerek duymadan iç işlerini yürütebilecektir. Ortak Federal Devlet ise AB ile ilişkiler ve dış politika konularında ortak kararlar alacaktır. BM çözüm planında, iki kurucu devletin iç mekanizmaları kilitlenmeden yürüyebilecektir. AB konularında, bir taraf evet ve diğeri hayır dese bile, evet oyu geçerli olacaktır. 1960 Anayasası, toplumlardan her ikisine de tüm adanın yönetimi konusunda güçlü siyasi yetki veriyor ve kilitlenmelere neden oluyordu. Federal çözümde ise, fikir ayrılığı kurucu devletlerin çalışmasını aksatmadığı gibi, AB ile ilgili kararlarda otomatik mekanizmalarla sorunlar aşılabilecekti. Bu aşamada artık bütün tabularımızı ve saplantılarımızı bir tarafa koyarak çıkış yolu aramalıyız. 78 Kıbrıslı Türk’ün 1960 hakları ile ilgili girişimlerinin yasal netice doğurması zaman alacaktır. İç hukukun tüketilmesi ve AİHM de davanın sonuçlanması uzun zaman gerektirmektedir. Bu sürenin uzaması için Kıbrıs Cumhuriyeti elinden geleni yapmaktadır. O güne kadar Kıbrıs Rum liderliğinin mevcut politikasını sürdürmesi ve Kıbrıslı Türklerin sürekli kaybetmesi devam edecektir. Kıbrıslı Rumlar şimdiye kadar “Gereklilik Doktrini” zemininde mücadele etmekte ve kazanmaktadır. KKTC’ye karşılık “Gereklilik Doktrini” zemini uluslararası hukuk önünde daima daha güçlüdür. Ancak biz, 1960 zeminine bastığımız andan itibaren “Gereklilik Doktrini”nden daha sağlam bir zemine geçmiş olacağız. Bu süreçte KKTC yi tanıtma stratejisi yerine, 1960 haklarımıza dayalı yaklaşımla, Kıbrıs Türk toplumu’na uygulanan izolasyonların kaldırılması mümkün olacaktır. Bu şartlarda, Kıbrıs Rum liderliği’nin Türkiye’yi veto etmeye dayalı politikası iflas edecektir. Kıbrıslı Türklerin 1960 hakları, uluslararası hukuk açısından geri alınması mümkün olmayan kazanılmış haklardır. Eğer bu alternatifi toplum olarak tartışır ve yeni stratejiye geçebilirsek, Kıbrıs Rum liderliğinin çözümsüzlük politikasına son vermiş olacağız. Kıbrıs Rum liderliğinin önündeki, “üniter devlet mi BM planı mı” sorusu ortadan kalkacak ve yeni seçenek olan “1960 yönetim şekli mi yoksa BM planı mı” şekline dönüşecektir. BM planı ile 1960 hakları arasında seçim yapmaya yönlendirilmiş olan Kıbrıs Rum toplumu ve liderliği doğal olarak “BM Çözüm Planı”nı 1960 Anlaşmaları’na tercih edecektir. Türkiye’nin 1960 stratejisini desteklemesinde fayda vardır. Aksi halde Türkiye’nin AB süreci cehennem senaryosuna dönüşürken Kıbrıslı Türkler olarak toplumsal yokoluşa doğru sürüklenmemiz tehlikesi ciddi bir şekilde devam edecektir. Ali Erel
|
|
2006 © Copyright Cyprus EU Association Powered by QuickWASP Limited |