top

 

Ecoside Dergisi'ndeki Yazı


Sayın Artun Çağa,
ECOSIDE Ekonomi Dergisi
(Artun Çağa [artun@ecoside.com])

Birinci sayınızda yayınlanmak üzere hazırladığım yazı alttadır.
Başarılar dilerim.

Ali Erel

 

1 Mayıs 2004 tarihinde, aralarında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de bulunduğu on yeni üyenin Avrupa Birliğine katılımı gerçekleşti. İmzalanan Giriş Antlaşması’nın ekinde bulunan ve AB’nin “Birincil Hukuk”u olan Protokol 10, Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümüne kadar Kıbrıslı Türkler’in karşılaşacağı muhtemel yeni açılımların yasal zeminini oluşturmaya başlamıştır.

Protokol 10’a göre, kuzey Kıbrıs toprakları, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin iradesinin geçerli olmadığı ve AB muktesebatının askıda olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ait topraklardır.” AB vatandaşlığı ve AB vatandaşlık hakları, Kıbrıslı Türkler’in Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığından ve bu Protokol’den kaynaklanmaktadır. Yeşil Hat, Mali Yardım ve Direk Ticaret gibi tüzükler hep Protokol 10 tahtinde hazırlanmıştır ve uygulamaları bu temelde olacaktır.

Kıbrıs Türk Toplumu’nun kullanmakta tereddüt ettiği Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurucu eşit ortağı olma haklarından baktığımızda, Protokol 10’un içeriği bazı kesimleri rahatsız ediyor olabilir. Ancak siyasi bir çözüme ulaşana kadar bu durumun değişmesi mümkün değildir. Bu, birincil hukuk temelindeki yasal durum, Aralık 2002 de Kopenhag’da ve La Hay’de hazır bulunan Kıbrıs Türk Toplumu temsilcilerinin bugünü görmekte yetersiz kalmalarının yarattığı bir sonuçtur.

“Siyasi çözüm yönünde motivasyon yaratabilir” beklentisi ile “İzolasyonların kalkması, hava ve deniz limanlarının doğrudan AB limanlarına açık olması” şeklindeki stratejiler, zemindeki gerçeği tanımlamakta bize engel oluşturmamalıdır. Gerçek olan Protokol 10 zeminidir ve bu zemin üzerinde Kıbrıs Cumhuriyeti imkanlarının, iki toplum tarafından, iki toplum yararına kullanılması yöntemi ile bir çıkış yolu bulunabilir.

Bundan sonra atılacak adımlar hep Protokol 10’u dikkate alarak şekillenecek, örneğin kuzey Kıbrıs hava ve deniz limanlarının KKTC yasaları altında doğrudan AB limanlarına açılması veya benzeri olası açılımlar resmi Türk politikasının beklentisi yönünde gerçekleşmeyecektir. Bu acı gerçekle yüzleşme zamanı gelmiştir.

Kıbrıs Türk Toplumu olarak bu gerçeklere farklı tepkiler vermekteyiz. “Teslim olmamalıyız, dayanalım, başaracağız” şeklinde verilecek tepkinin zemini sağlam değildir. “Avrupa verdiği sözleri tutmadı” yaklaşımı da çare üretmede başarısız kalmaya mahkumdur. Biz geçekler üzerine politika oluşturmayı tercih etmeliyiz. Bunun geçmişten farklı bir şekilde ve iyi niyetle yapmalıyız. AB ve uluslararası mahkemeler, kurumlar ve değerler tarafından korunan ve şekillenen bu yeni yasal zemin üzerinde çözüm üretmenin zamanı gelmiştir.

Türkiye ve paralelinde hareket eden KKTC politikaları yakın bir gelecekte AİHM kararları doğrultusunda Maraş’ı KKTC topraklarının dışına çıkarmak için yasal zemin arayışındadır. KKTC Meclisi “Mülk yasası”nı bu ihtiyaçtan dolayı hazırlanmıştır.

Diğer taraftan, kuzey Kıbrıs hava ve deniz limanlarını, AB limanları ile karşılıklı trafiğe açmak, KKTC hukuku altında mümkün olmayacak, Mali Yardım Tüzüğü uygulamasına benzer bir yöntemle, limanlar da AB Komisyonu’nun dahil olacağı bir yaklaşımla ve Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin onayı ile mümkün olabilecektir. Bütün bunlar Protokol 10’un dikte ettirdikleridir.

1 Mayıs 2004 öncesi durum, Kıbrıs Cumhuriyeti AB üyesi olduğu andan itibaren tamamen değişmiştir. Örnegin; bazı ürünlerin ihracatı için, “menşe değiştirme” yönteminin, Protokol 10 döneminde daha fazla devam etmesi artık mümkün olmayacaktır. AB Komisyonu’na bağlı dolandırıcılıkla mücadele birimi OLAF, Kuzey Kıbrıs’ta üretilen narenciyenin, menşe değiştirerek AB pazarına girişini incelemeye almıştır. Konunun ciddiyetini ve etrafımızdaki çemberin daralmakta olduğunu görmek durumundayız.

“Direk Ticaret” talebimiz, “Mali Yardımı kim yönetecek” kaygımız, “Magosa mı,  Limasol mu?” sorularımızla yaşanan çelişkili durum aslında, KKTC yasalarını uluslararası hukukla buluşturma talebi ile Protokol 10 zemini arasındaki mücadelenin dışa yansımasıdır. Türk politikası “Kıbrıs Türk Devleti” olarak aslı olmayan soyut bir isimle anılmak pahasına olsa da, KKTC yasal zeminini terfi ettirmek adına, Protokol 10 zeminini görmemezlikten gelmektedir.

Umut etmek, kuşkusuz insan yaşamının en önemli dinamiklerinden biridir. Bu dinamiği Kıbrıslı Türkler olarak asla kaybetmemeliyiz ancak; gerçekleşmesi imkansız beklentileri hedef göstererek gerçekler üzerine politika oluşturmayı daha fazla erteleyemeyiz. Boşa geçen her gün, Kıbrıslı Türkler’in Kıbrıs adası üzerinde “siyasi eşit kurucu ortak” pozisyonunu erozyona uğratmaktadır. Bu yıpranma, belli bir “eşiğin” aşılması halinde geri dönüşümsüz noktaya taşınacaktır.

“Eşik” net olarak görünür olmasa bile çok uzakta değildir.! Siyaset, hukukun üzerinde olduğunu iddia edeceğine, çözümsüzlük nedeniyle kuzey Kıbrıs için özel oluşturulan hukuk zemini ve genel uluslararası hukuk kuralları önünde doğru bir duruş sergilemelidir. Bu eşiği görünür hale getirmek ve aşılmaması için gereğini yapmak durumundadır. Siyasetin (siyasetsizliğin) yarattığı kaos, Kıbrıs Türk Toplumu’nun sadece yaşam kalitesini değil varlığını sorgulattırmaktadır.
 

 

2006 © Copyright Cyprus EU Association

Powered by QuickWASP Limited