top

 

KKTC yasal zemininde uluslararası hukuku tatmin etmek mümkün değildir. Türkiye bu zemini kullanarak AB yoluna devam    edemez. Erken çözüm tek alternatiftir

Kıbrıs AB Derneği Başkanı Ali Erel yaptığı açıklamada, AİHM’ne çare üretme iddiası ile KKTC’de yapılan yasanın, Türkiye’nin iç hukuku olarak sunulmasının, AİHM’nin “KKTC, Türkiye’nin bölgesel alt yönetimidir” tanımını teyid eder nitelikte olduğunu söyledi. Dernek Yönetim Kurulu adına yapılan açıklamada; Kıbrıs politikasında doğru yolun, süratle ve Annan Planı zemininde Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunmasından geçtiği ve hem KKTC yasal zemini iddiasında olmanın hem de uluslararası hukukun talep ettiği çareleri üretmenin mümkün olmadığının altı çizildi. Kıbrıs’ta kapsamlı çözümü tüm gücümüzle zorlamalıyız denen açıklamanın tam metni şöyledir:

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), Arestis davasında “Türkiye suçludur, çare üretmelidir” kararı neticesinde KKTC’de “mülk yasası” yapılmış ve “Türkiye’nin çaresi” olarak sunulmuştur. Yasanın Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesi, toplumumuzda tartışılmaktadır.

AİHM’de açılan davalar Türkiye aleyhinedir. KKTC AİHM’de taraf olarak kabul edilmez. AİHM’in kendi ifadeleri ile bakış açısı aşağıda aktarılmıştır.

  1. Kuzey Kıbrıs’tan ayrılan Kıbrıslı Rumların taşınmaz mülkleri kendilerine aittir,
  2. Vakıflar İdaresi’ne ait olduğu iddia edilen Maraş’taki mülkler, Kıbrıslı Rumlara aittir,
  3. Kıbrıs sorununun çözülmemiş olması, Kıbrıs’ta mülk haklarını ortadan kaldırmaz,
  4. Türkiye’nin kuzey Kıbrıs’ta tam bir askeri kontrolü, yargı yetkisi ve sorumluluğu vardır,
  5. “Özel hayatın ve mülkiyetin korunması” haklarını ihlalden Türkiye sorumludur,
  6. Türkiye, “KKTC” politika ve icraatlarını kabul ettirmek çabasındadır,
  7. “KKTC” tanınmış bir devlet değildir. Kendi coğrafyasında yaşayanların insan hakları ve günlük işlemleri ile sınırlı ve bu konularda boşluk yaratmayacak kadar ve Türkiye’nin “bölgesel alt yönetimi” olarak  kabul edilir,
  8. Temel insan haklarına, toplumlararası görüşmelerden bağımsız olarak saygı gösterilmelidir,
  9. Türkiye, suçlu bulunduğu insan hakları ihlalleri  için çare üretmekle yükümlüdür,
  10. Böyle bir çare, 22 Mart 2006 tarihine kadar Türkiye’nin iç hukukunda hazır olmalı ve 22 Haziran 2006 tarihine kadar benzeri 1400 davada ihlaller ortadan kaldırılmalıdır.

“Mülk yasası”nın, AİHM tarafından “Türkiye’nin iç hukukunda tatmin edici çare” olarak ne kadar kabul göreceği, yukarıdaki görüşler temelinde Mahkeme’nin vereceği karara bağlıdır.

Ancak,  “suçlu benim, çareyi de ben üretirim” tavrı ile KKTC’de yapılan yasanın, Türkiye’nin iç hukukunda bir çare olarak sunulması, AİHM’nin “KKTC, Türkiye’nin bölgesel alt yönetimidir” tanımını teyid eder niteliktedir.

Her hangi bir yasasın, Anayasa’nın tarif ettiği şekilde sorgulanma hakkı ise, “hukuk devleti” anlayışının olmazsa olmaz kurallarından biridir. Aylar önce, KKTC Meclisi’nde gündeme gelen “mülk rejimi” için, yaklaşan yerel seçimlerle birlikte halk oyuna sunulması mümkün iken, Anayasa değişikliği denenmemiştir.

Salt hukuk devleti açısından bakıldığında; Hükümet partilerinin, Anayasa’nın tarif ettiği şekilde yasanın sorgulanmasını kabullenmesi gerekirdi. Anayasal düzenlerde, Anayasa Mahkemesi hukuk düzeninin koruyucusu olmalıdır.

Diğer yandan, “bu yasa, Türkiye’den gelen talep ve baskı üzerine yapıldı” tartışması devam ederken, Türkiye Başbakan Yardımcısı Aldüllatif Şener’in, “Başbakan Erdoğan müdahil olmuş ve yasaya itiraz edilmemesini istemiştir” şeklindeki ifadesi bir kez daha, “KKTC, Türkiye’nin bölgesel alt yönetimidir” şeklindeki AİHM görüşünü gündeme taşımıştır.

AİHM’, “Türkiye aleyhine açılan 1400 benzeri davada Türkiye’nin üç ay içinde çare üretmek ve diğer üç ay içinde ihlalleri ortadan kaldırmak mecburiyeti vardır,” şeklinde karar vermiştir.

KKTC Hükümet yetkililerinin; “mülk hakları, toplumlararası görüşmelerin bir parçasıdır, Kıbrıs sorunu çözülmeden hiç bir Kıbrıslı Rum’a mülkü iade edilmeyecektir,” yönünde açıklamaları niyet ifadesidir. Niyet bu ise,  AİHM de bu niyeti fark edecek ve tatmin olmayacaktır. “Kıbrıs sorununun çözülmemiş olması, Kıbrıs’ta özel hayatın, aile hayatının ve mülkiyetin korunması hakkını ortadan kaldırmaz” görüşüne sahip olan AİHM’in yasadan tatmin olacağını söylemek kolay değildir.

AİHM kararından sonra Türkiye adım atmak mecburiyetindedir. Çünkü Türkiye, AİHM kararlarını uygulayacağını taahhüt eden ülkelerden biridir. Çare üretmek zorundadır, aksi halde Avrupa Konseyi’nden ihraç edilmek ve AB üyelik sürecinde sıkıntılar yaşamak ile karşı karşıya kalabilecektir.

AİHM’nin tam olarak tatmin edilmesi ve tüm mülklerin sahiplerine eksiksiz geri verilmesi halinde ise Türkiye kamuoyu ve kuzey Kıbrıs kamuoyu buna itiraz edecektir. Türkiye bunun farkındadır ve bu nedenle zamana ihtiyaç duymaktadır ve yasanın KKTC tarafından yapılmasını tercih etmiştir. “Kıbrıs’ta bir karış toprak vermemek...”, Türkiye’deki seçimlerin sloganı haline geldiği için top KKTC’ye atılmıştır.

Kıbrıs politikasında doğru yol, süratle ve Annan Planı zemininde Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunmasından geçer. Çözüm yönünde yeterince çaba harcanmamasının ne kadar hatalı olduğu, sadece mülk konusuna bakarak bile görülebilir.

KKTC Anayasası içinde Kıbrıs sorununa parça parça çözüm üretmek mümkün değildir. “Mülk yasası”na benzer atılacak her adım, bugün içinde yaşadığımız KKTC Anayasasına çarpıp geri dönecektir. Hem KKTC yasal zemini iddiasında olmak hem de uluslararası hukukun talep ettiği çareleri üretmek mümkün değildir. Bunlar biribirleri ile çelişmektedir.

Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki haklarına ve referandumda onayladığı haklara sahip çıkılmalı, bunların gereği yapılmalı ve Kıbrıs’ta kapsamlı çözümü tüm gücümüzle zorlamalıyız. Kıbrıs Sorunu’na çözümünün gecikmesi, görüldüğü gibi tüm tarafların aleyhine çalışmaya devam etmektedir.

Saygılarımla,
KAB Yönetim Kurulu adına.
Ali Erel – Başkan

2006 © Copyright Cyprus EU Association

Powered by QuickWASP Limited